Serkan YILDIRIM

GünlükSERKAN

Çılgın Müslümanlar

Dün akşam saat 21.00 de kalkan Kabataş-Üsküdar vapurunu yakalamayı başardık. Lodos kuvvetliydi içerisi mi dışarısı mi derken ust katta ruzgarinin tesirinin az olduğu bir yere oturduk. Evine dönen bir sürü insan, kimi cep telefonunda vakit öldürüyor kimi muhabbette.
Yolun yarısı hoperlorden bir ses; test bir iki… Yandaki bayanı bir korku sardı lodostan dolayı geri mi donecektik yoksa. Neyseki öyle olmadı. Herkes kendi yolculuk hallerinde….

Çok az sonra bir gencin sesi geldi motorun ses sisteminden, anlaşılması biraz güçtü ama bir ilanı aşktı herhal. Biz yolcuların şahitliği huzurunda kız arkadasina sürpriz bir evlilik teklifinde bulunuyordu.

Etrafima bakındım gayri ihtiyari elinde mikrofonla bir genç aradı gözlerim ama kimse yoktu. Alt kattalar herhalde kaçırdım cümbüşü dedim kendi kendime. Ömer durttu beni ve tam karşımizdaki başı kapalı gelin adayını gösterdi. Hayretler içerisinde kalmıştı. Tabiki sevinçli bir hayret. Biraz sonra kaptan koskunden çıkan genci gorebiliyorduk bütün yolcular. Bir amca cicegide burada ver bari dedi sahne tam olsundu. Alkışlar kıyamet bendeniz okkalı bir ıslık patlattim. Çiçek verilir diz cokulur yüzük uzatilir, her şey masallardaki gibi. Cep telefonlari video ve fotograf modunda belgeliyor bu ani.
Taze çift adayı gelip karşımıza oturdu, kızın ağzı sevinçten yayılmış, oğlan tam anlamıyla titriyor. Hemen iki çift sözüm oldu: ” Tebrikler, beklentileri yükselttin.”
Bir Amerikan filmi sahnesi de dün gece kabataş - üsküdar motorunda boğazın lodos yemiş sularında yaşandi. Umarım evliliğiniz firtinasiz geçer çılgın müslümanlar.

North Caroline Sylvia nin evinde tam 12 gun gecirdik. Biraz daha kalsam bu lükse alisacaktim. Geldiğimizde kapinin önündeki erguvanlar açmak üzereydi kirazlar bembeyazdi. Bizse ailemizin bizden uzak tek üyesini görmeye, becerebilirsek almaya gelmistik. Erguvanlar ciceksiz kaldı biz de yalnız dönüyoruz yarin eve.
Modada bir sonbahar.
Bir cuma günü yan bahcedeki tablo. Bu yaz başı çoğu yavruydu simdi mart ayını damlarda ve dallarda bekliyorlar. :)
Hızlı geldi kar istanbula. Güneş var gökyüzünde ama -6 derece.
Brugge Amsterdamin daha sakin hali. 1 saate yakın dolaştım ara sokaklarında. Ekim sonu akşam serinliği, koca bir ortaçağ sehri kimsesiz kalmış gibi.
Kış güneşi, gözü okşuyor ama tene işlemiyor. Geçen hafta yazdı bu hafta kış.  (Taken with Instagram)
Capranica da ilk gün, ortaçağdan bir kasabada sadece 5000 kişi yaşıyor. Sakin, ömre ömür katar. Eski şehirde 50 m2 bir evin kirası 450€. Satılık 80.000 € (Taken with Instagram)
Kuzey Londra, Carlton Road. Rona’nin evi müsait olmadigindan bir hafta boyunca Sarah Sellers in evinde kaldım. Ilginc bir hanım sanırım ellilerini yeni geçmiş, ve yakın zamanda üniversitede digital designing bölümünü bitirmiş. Şimdilerde evde webmasterlik yapıyor. Ama önceleri (ve hala), klasik oyuncak ayilari satin alıp internette satıyormuş. Bu arada önemli bir detay, sarah hanım, meşhur Peter Sellers in kiziymis. Hani su pembe panter filmlerinden tanıdığımız müfettiş cluso nun kızı. Bunu hemen soylemiyecek kadar da mütevazı, Rona nin bana soylemis olabileceğini düşünerek mevzuyu açmış.
Londra da bir çiftlik, organik bogurtlen, çilek, velhasili mevsimine gore meyve ve sebzeyi kendi elimle toplayıp çıkışta tarttirip ödüyorsun. Toplaması çok.keyidliydi.  (Taken with Instagram)
Taken with Instagram at Kuzguncuk

Taken with Instagram at Kuzguncuk

MARAKEŞ MÜZELER

Eski yerleşim yani Madina inanılmaz bir yer. Her yer çarşı-Pazar kıvamında daracık sokaklar arasında. Fas genelinde mi böyle bilmiyorum ama , Marakeş de imarla ilgili güzel bir düzenleme var. Kendi arazinize istediğiniz kadar yayılabiliyorsunuz ama gökyüzüne doğru yükselmek için izne ihtiyacınız var. Bu yüzden köşeli mimariye sahip minareler yükseklikleriyle hemen göze çarpıyor. Bununla birlikte koca bir sarayı farketmeden kapısının önünden geçip gitmenizde mümkün.

Belki buranın mimari ve yaşam kültürüne alışık olmadığımızdan belkide bizdeki abartılı ve süslemeli tabela sistemlerini kullanmadıklarında olsa gerek, aradığınız binanın yerini biliyor olmanız lazım. Çok göze çarpabilecek durumları yok çünkü.

Bahia Sarayı da bunlardan biri. Her ne kadar kapısı sokağın köşesine baksa da o kapıdan içeri girmedikçe, bahçeleriyle ve göz göz odalarıyla bu kadar bir alanı içerde barındırdığını düşünemiyorsunuz.  Bahçeyi geçer geçmez her köşesi işlemeler ve mozaiklerle süslü, Endülüsün ihtişamını yansıtan, sarayı keşfetmye başlıyorsunuz. İlk avlu görece olarak daha sade mavi ve beyaz hakim. Ortada bir süs havuzu, yazın sıcağında evi daha serin tutabilmek için çokça uygulanan bir yöntem. Bu avlunun etrafında çeşitli odalar yan yana dizilmiş her birinin tavan süslemeleri birbirinden güzel.

İkinci avluya geçmeden önce bizim selamlık diyebileceğimiz kadar geniş bir salon bizi karşılıyor. Tavan daki daracık camli alanlardan hafifçe aydınlanan bu oda oldukça görkemli ve serin. İkinci avlunun ortası palmiye ağaçları ve muz ağaçlarıyla süslenmiş bir cennet köşesi sanki. Bu kısım daha ev sakinlerinin yaşam alanı görece daha süslü. Evin avluya bakan bütün kapıları ve duvarları süslemelerle dolu. Etrafınızdaki her şeyde ince işçiliğin, sabrın ve zevkin emarelerini görebiliyorsunuz.

MARAKEŞ’DE BALIK KEYFİ  (02.03.2012)

Bilindiği gibi Fas hem Akdenize hem de Kuzey Atlantik okyanusuna kıyıları olan bir ülke. Bu yüzden balık konusunda inanılmaz bir bolluk var. Hele kış sezonu sanırım bereketin en bol olduğu dönem. Sardalyası pek bir meşhur ve ayaküstü büfelerde sardalya ve benzeri küçük balıkları sandwich yapıp hızlıca servis ediyorar. İnanılmaz lezzetli. 

Geleli 15 günü geçti ve sanırım bunun 10 akşamında balık menüsü vardı. İş yaptığım yerde çalışan bir Fransızın tavsiyesiyle, kaldığım apartmana yakın Al Bahriya adlı balık lokantasını buldum. İnannılmaz bir bolluk, kılıç balığı istakoz, karides, kılıç balığı, dil balığı, adını bilemediğim kocaman balıklar Allahım insan anlattıkça tekrar acıkıyor. 

Fazla detaylara girmeden bu akşamki menüme geçiyorum. Bu akşam yine daha önce yemediğim bir balık deneyeyim istedim ve dil balığı seçtim. Şöyleki buzdolabına yaklaşıyorsun gözüne kestirdiğini işaret ediyorsun tartılıyor fiyat söyleniyor eğer fiyatı beğeniyorsanız pişmeye gidiyor. Ben tabi her zamanki meraklı halimle yaşlı balıkçıya soruyorum, ızgarası mı kızartmasımı daha iyi olur, o da yarım ingilizcesiyle hangisini istersen ikiside olur. Tamam ama hangisi daha lezzetli ? diyorum o zaman ızgara olsun diyor. 

Fişimi alıp masama geçerken garson Hasan’ı görüyorum, balıkçı hasan koş koş kırmızı balık geliyor şarkısı geliyor aklıma tebessüm ediyorum her akşamki gibi. Zaten iki gün üst üste gitmesem nerdesin diye soruyor. Sanırım bahşiş veren sayılı müşterilerden biriyim. Fiş hasanın eline geçiyor ve masada beklemeye başlıyorum, her akşam ki gibi biberli sos, domates salatası, soslu yeşil zeytin ve safranlı peynir hemen masaya geliyor. 

Kesinlikle lüksden nasibini almamış kendini lezzete odaklamış bir Marakeş restoranı bu. Çatal bıçak bile ancak balıkla servis ediliyor. Geleneksel pide ekmekleri sofrada, balık gelmeden bir tanesini bütün mezeleri silip süpürerek yiyorum her zamanki gibi. Acı zaten iştah açan dozda, pilavda pek bir kıvamındayı bu akşam. Sonunda dil balığı da geliyor önüme. Eee ekmek hakımı salatayla harcadığım için genelde balığı sek olaraktan damağıma yapıştırıyorum. Farklı lezzeti ilk anda hissediliyor. Sanırım kum üstünde pek bir dolaştıklarında aroması bulaşmış ve tuzuca, yine de çok lezzetli. 

Yemesi pek bir sorunsuz canım, balığın kendisi diğer balıklardan çok daha yassı olduğundan sağa sola yalandan kılçık uzatmamış. Daha yumuşak ve beyaz olan alt kısmı tabağın üstüne gelecek şekilde servis edildiğinden çatal marifetiyle ilk lokmayı almak çocuk oyuncağı. Elimi değmeden pek bir sorunsuz yedim.

Balık sonrası tatlı zamanı hemen yan taraftan kuru yemişli avocado karışımı alıcam. Pipete gelmeyecek kadar koyu olduğu için kaşıkla servis ediliyor. Balığın hesabı hiç bir zaman sürpriz olmuyor, tartıldığı gibi 52 Dirhem (11 TL), meze salata, masadaki su ücretsiz.

Pazar günü Riad sokakları (26.02.2012 MARAKEŞ)

Sabahın erken saatlerinden itibaren Jam Al Afna turistlerin ve alışverişe gelen yerel halkın akınına uğruyor. Bugün güneşli ve güzel bir gün bende dün gecenin yorgunluğunu üzeimden atar atmaz Jam Al Afna nın yolunu tutuyorum. Kaldığım apartmandan 10dk yürüyüş mesafesinde. Bugün ana caddeden gitmek yerine bir alt paraleleinden yürüyorum hem keşif amaçlı hemde ana cadde trafik açısından yayalara problem olabiliyor bazen. 

Jam al Afna ya ulaşmadan başka bir kapıdan Medina dedikleri eski yerleşim bölümüne girice farklılık hemen anlaşılıyor; eski evler dar sokaklar. Araba faaliyeti yok zaten buralarda motorsiklet, at arabaları ya da bisikletler var sokaklarda. Cok geçmeden daha önceden gece ziyaret ettiğim ama gündüz gelmeye tekar karar verdiğim Riad ların olduğu sokağa geliyorum. Riad aslında ortasında avlu ve havuz olan bir ev sistemi. Yazın aşırı sıcaklardan korunmak için dar sokaklardan inşa edilmiş küçüçük kapılardan girilen evler. 

Bu sokaklara girdiğiniz zaman sonunun hiç bir zaman gelmeyeceği düşüncesine kapılıyorsunuz. Sağa sola doğru kıvrılan, küçük geçitlerin olduğu dehliz kıvamında sokaklar. Casus ve egzotik filmlerdeki kaçış sahneleri için inanılmaz uygun yerler. Bir bakıyorsunuz yanınızdan birileri geçiyor sonra çabucak gözden kayboluveriyorlar. Riadların sokağına girdiğiniz anda şehrin ve pazar yerinin gürültüsü bir anda uzaklarda kalıyor. Bir iki kıvrımdan sonra tek duydugunuz kuş sesleri ve evlerin içinden gelen sesler, kokular. Kimi sebze pişirmiş belli, gençler müzik dinliyor, çocuklar her zamanki gibi ağlıyor. Sokaklarda pek kimse olmasa da yaşam her haliyle hissediliyor bu sokaklarda. 

Kuş sesleri inanılmaz. Belliki evlerin birleşme noktaları yuva için mutfakların kırıntılarının toplandığı noktaları ise besin için elverişli yerler. Bazen iki adamın bile zor geçebileceği daracık sokaklarda kuşların ötüşleri anfi tiyatrodaki bir müzik sesi gibi etrafı dolaşıyor. Eğer bu daracık sokaklarda kimse yoksa sessizliğin verdiği bir dinginlik alıp götürüyor sizi.     

MARAKEŞ  (GENEL) (23.02.2012)

Marakeş isminin orjinali berberice olan mur (n) akush ve ‘Allah’ın toprakları’ anlamına geliyor. Kazablanka ve Rabat dan sonra Fas’ın en büyük üçüncü şehri. 1 Milyonu biraz geçen bir nüfusu var, caddeleri bisiklet ve motorsikletlerle dolu. Az nüfusa ve küçük ulaşım araçlarının kullanılmasına rağmen yoğun trafiğin olduğu bölgerler ve zamanlar var. Hemen hemen her köşe başında bir trafik polisi var, ancak bunlar trafiğin akışını düzenlemek yerine hata yapandan para kopartmayı görevleri olarak kabul etmişler. 

Fas’ı bilenler iklimini tarif etmek için güneşli ama soğuk bir ülke diyorlar. Hem Akdenize hem de okyanusa kıyısı olmasına rağmen ülke coğrafyasının bir bölümü çölden ibaret. Marakeşin eski yerleşimi surlarla çevrili Medine, tarihi bölge ve dar sokaklardan oluşuyor. İlyas Salman’ın sarı mercedesini burda her yere görmek mümkün taksiler genelde bu modeli tercih ediyor. Bunun yanında faytonlar hala güncel ve kullanımda.